top of page
Benle Yolculuk Logo trns.png

Anlamı Yoksa Yapmamın Ne Değeri Var?

  • Yazarın fotoğrafı: Başak Yükselal
    Başak Yükselal
  • 3 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Bazen çokçana kendimizi şu cümlenin içinde buluyoruz:

“Sonuç almıyorsam, yaptığım şeyin ne anlamı var?”


Bu soru tembellikten gelmiyor.

Bu soru, isteyen, emek veren, bir şeyleri gerçekten hayata geçirmek isteyen, içimizdeki haklı bir yerden geliyor.


Çoğu zaman yaptıklarımızı sonuca bağlayarak yapıyoruz.

Karşılık gelsin, para gelsin, bir işaret gelsin, başarı gelsin.

Gelmediğinde ise yavaş yavaş bir yılgınlık hissi başlıyor.


Tanıdık geliyor mu?


Çünkü eylemi en baştan sonuç almak için yapıyoruz.

Sonuç geciktiğinde — ki bazı süreçlerde bu kaçınılmaz —sadece motivasyon düşmüyor; yaptığımız şeyin anlamı da çökmeye başlıyor.


“Sonuç için yapmak” tam olarak bu yüzden bizi çok yoruyor.

Çünkü eylemi bir ifade alanı olmaktan çıkarıyor ve onu bir teste dönüştürüyor.


Uzun süre şuna inandırıldık:

“Bir nedenin yoksa, bir neden yarat. O zaman sonuç değişecek.”


Bu yaklaşım bize kısa vadede hareket kazandırdı.

Ayağa kaldırdı.

Belli bir bilinç seviyesinde işe de yaradı.


Ama fark etmeden başka bir şey oldu:

Motivasyon, kendi derinliğinden koparıldı ve sonucu garanti altına alma arzusu merkeze yerleşti.


Kaos tam olarak burada başladı.


Bu noktada sıkça yanlış anlaşılan bir yasa var.


Aleister Crowley şöyle diyor:

“Do what thou wilt shall be the whole of the Law.”

Kendi hakiki iradeni ortaya koy; Yasa’nın bütünü budur.


Bu söz “canının istediğini yap” demiyor.

Buradaki will, bir istek listesi değil.


Buradaki irade, hakiki irade yani özden gelen doğal (ateş) yönelim.


Hakiki irade zorlanan bir şey değil.

İkna edilmesi gerekmiyor veya başkası tarafından onaylanmaya ihtiyaç duymuyor.


Hakiki irade, nedenden ve sonuçtan önce zaten vardı.


Elde ettiğimiz her sonuç onun doğrulaması değildi, onun sadece bir izdüşümüydü..


Biz ise fark etmeden iradeyi sonucun hizmetine vermeye başlıyoruz.


Neden–sonuç yasasına da buradan bakarsak...


Kybalion (7 kozmik yasa) der ki:

Her neden, kendi sonucunu doğurur.


Ama biz çoğu zaman bunu tersinden yaşıyoruz.

Önce sonucu istiyoruz.

Sonra o sonucu doğuracak “mantıklı” nedenler üretiyoruz.


Burada durup sormak gerekiyor:

Bu gerekçe gerçekten benim için anlamlı mı, yoksa sonucu kontrol etme çabam mı?


İki neden benzer görünebilir. Ama taşıdığı bilinç aynı değildir.


Merkezde sonuç olduğunda eylem değişir.

Eylem bir sınava dönüşür.

Süreç doğal olmaktan çıkar, beklentiye döner.

Gecikme ise burada anlam kaybı yaratır.


Yılgınlık tam olarak budur.


Bunu daha iyi ifade etmek için size çocukluğunuzu hatırlatmak istiyorum.


Bisiklete binmek istediniz ve bisikletinizi alıp dışarı çıktınız.

Bunun için mantıklı bir nedene ihtiyacınız yoktu.

Bir arkadaşa ihtiyacınız yoktu.


İstediniz ve yaptınız. Doğal olarak bedeniniz o eyleme yöneldi ve oraya yaşam gücünü taşıdı. Daha sonra size kendi bisikletiyle eşlik edenler oldu. Amacınız arkadaş kazanmak değildi; ama öyle oldu :)


Bugün çoğu zaman önce sonucu istiyoruz.

Sonra “yapmaya değer” diyoruz.


Sıra tersine dönüyor.

Eylem oyun olmaktan çıkıyor, bir sınava dönüşüyor.


Yüksek bilinçle yeniden temas ettiğimizde ne oluyor?


Eylem zorlama olmaktan çıkıyor.

İçerden, doğal olarak yükselen bir arzuya dönüşüyor.


Buradan hareket etmek, eylemi bizim için hafifletiyor.

Sonuç bağımlılığını zayıflatıyor.

Yaşamla kurulan ilişkiyi sadeleştirir.

Ve derinlikli anlamı yeniden güçlendiriyor.


Doğal olarak bir şeyleri "artık sonuç alalım!" diye yapmıyoruz.

Oradan hareket etmek bize ait olduğu için yapıyoruz.


Ve burada net bir fark var:

Bazı şeyler çoğaltmak için yapılmıyor.

Basitçe - yapıldığı için çoğalıyor.


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page